Sayfalar

27 Ocak 2010 Çarşamba

26 Ocak 2010 Salı

Türkiye'nin en güçlü partisi BDP


"Tüm Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da devam eden operasyonlar sonucunda BDP'li Iğdır Belediye Başkanı M. Nuri Güneş bu hafta elleri kelepçelenerek tutuklandı. 29 Mart 2009 yerel seçimlerinde Iğdır halkının %40'ının oylarıyla seçilen bir belediye başkanın küçük düşürücü bir biçimde tutuklanması doğal olarak Iğdır'da infial yarattı ve halk protesto için sokaklara döküldü. İşte tam bu aşamada polis her zaman yaptığı gibi kalabalığın demokratik hakkını kullanmasını önleyerek üzerlerine gaz bombası yağdırmaya başladı ve çok sert bir mudahalede bulundu."
Dün akşam televizyonda izlediğim haberin buraya kadar çok da garipsenecek bir tarafı yoktu. Çağdaş bir ülkenin standartları açısından bakarsak her tarafı sakandal olan bu tip haberlere karşı artık şerbetlendik. Ancak bu alışıldıklığa rağmen haber bandının sonunda gördüğüm bir sahne beni derinden etkiledi. O sahnede BDP Iğdır Milletvekili Gülten Kışanak, Iğdır Emniyet Amiri'nin karşısına geçmiş bas bas bağırıyor ve polisin yaptığı müdahaleden yakınıyordu. Ağzından çıkan sözler ise ders niteliğindeydi: "Halkımı size ezdirmem!"
Şimdi herkes bir an durup düşünsün. Bugün oy verdikleri siyasiler arasında bir mülki amirin karşısına dikilip sizi ezdirmeyeceğini haykırabilecek bir tek kişi var mı? Bence cevabı açık. Yok! İşte bu sebeple BDP Türkiye'nin en güçlü partisidir. Sandıktan çıkacak yüzdelere bakmadan, seçim barajlarına takılmadan, parti kapatan Anayasa Mahkemesi saçmalıklarını düşünmeden söyleyebileceğimiz tek şey budur. Orada halkıyla bütünleşmiş bir siyasal hareket var uzakta ve o hareket bizim hareketmiz falan değil. Artık kuma gömdüğümüz kafaları çıkarmanın zamanıdır.

sabrınızın sınırının sonunda ne var?


Asalet ikrardan gelir lafını duymuşsunuzdur. Bütün bu olan biten hiçbir işe yaramadıysa da 'şanlı' ordumuzun apoletlerindeki 'asalet' yıldızının düşmesine yaradı. Ordu artık soğukkanlılığını tamamen kaybeden, senede bir basın karşısına çıkıp ağzından tükrükler saçan, önündeki masaları yumruklayarak güç gösterisi yapmaya, ben buradayım demeye çalışan ama artık kimseyi ikna edemeyen, korkutamayan dahası inandıramayan bir kurum haline geldi. Başkanının çaresizliği ve paniği insanın içini burkuyor. Aynı yaşlanıp hastalanan, elden ayaktan düşen bir 'baba'nın iktidarını kaybedişi gibi. Etrafındakiler onun üzmemek, durumu çaktırmamak için ona eskisi gibi davranıyor ama mutfakta aralarında babam bu hallere düşecek adammıydı diye konuşuyor. Henüz kendi ayakları üzerinde durmaya hazır olmayanlar babalarını düştüğü bu durumdan kurtarmanın peşinde. Kimisi inkarcılığı seçmiş kendine yöntem olarak, kimisi de bozgunculuğu. Ancak bu hastalığın tedavisi yok. Çünkü zamanın ve değişimin karşısında durabilecek bir güç yok. Gün varlığını ancak babasının varlığında temellendirebilen atlatılamamış ergenlik sendromluların ortaya çıkacağı gündür. Unutmamak gerekir ki ölmek bir babanın çocuğu için yapabileceği en iyi şeydir.

25 Ocak 2010 Pazartesi

19 Ocak 2010 Salı

18 Ocak 2010 Pazartesi

4 Ocak 2010 Pazartesi