Sayfalar

15 Aralık 2008 Pazartesi

'gidiyorum, görüşmek üzere'


yaşamak birbirinin peşi sıra gelen travmalarla baş etmekten ibaret aslında. en büyük travma doğum. fiziksel olarak pek çok zorluk söz konusu. kafa tasını ancak bir yumurta haline gelerek geçebileceği kadar dar bir tünelden geçirmek, yanıcı bir gaz olan oksijenle ilk defa karşılaşmak, içindeki sıvıyı boşaltıp bu yakıcı gazı ciğerlerine çekmek, yaklaşık 20 derecelik bir sıcaklık farkıyla baş etmek vs. fakat daha zor olanı doğum anına kadar bir olduğun bedenden ayrılmak. bir uzvunu kabetmişçesine eksik hissetmek. bütünlüğünü yitirmek. onsuz var olmayı ilk defa deneyimlemek ve sonra onun koynuna girmek. tekrar 1 olmak. annene değil kendine kavuşmak. onun kokusuyla, onun sesiyle sakinleşmek, tamamlanmak. ardından onun sütüyle beslenmek, beslendikçe gelişmek, geliştikçe ondan kopmak. yine de her zaman onun ilgisini hissetmek, güvenliğine sığınmak. ilk adımlarını attıktan sonra dönüp ona bakmak. onun takdirini beklemek. birden ondan başka birisi olmak yolunda yapılan o ilk büyük hamleyi farkına varmak. bu ilk adımlarının ardından annenin gözlerinin yaşardığını görmek. o an, ondan olanın yakında başka biri olacağını ona ilk kez fark ettirmek. bu ilk büyük başarıdan gurur duymasını beklemek. sonra konuşmaya başlamak. delicesine merak etmek herşeyi. bir daha hiç öğrenemeyeceğin kadar hızlı öğrenmek. babayla tanışmak, yasakla tanışmak, iktidarla tanışmak, devletle tanışmak, dünyayla tanışmak. sonra henüz 21 aylıkken, daha 2'liğe bile alışamamışken 3 olmak, abi olmak. bişeyleri kendinden fazla sevebileceğini ilk defa fark etmek. sorumluluk sahibi olmak. onun büyümesini, gelişmesini izlemek. senin bastığın taşlara basmasına tanık olmak. başka taşlara da basmaktan çekinmediğini görmek. hiç haddin değilken bundan gurur duymak, onunla övünmek. başka birisi olduğunu bas bas bağırmasına rağmen aynı bedenden var olduğunu unutamamak. 3 başınıza birliğinizin farkında olmak. aynı bedenin başına buyruk kolları, bacakları gibi yaşamak. buna bayılmak.

amcanın, teyzelerinin, yengenin, kuzenlerinin akrabası olmak. sıradan akrabalık ilişkilerinin ötesine geçmek. kocaman bir aile olmak. onları hep yanında hissetmek ve onların yanında olmak. canları sıkıldığında ilk seni arayacaklarını bilmek. hiç sıkılmadan onları dinlemek, yanlarına koşmak, onlara anlatmak, tartışmak, şarkılar söyleyip eğlenmek.

aşık olmak. hayattaki o en aşkın duyguyla tanışmak. öncelikler listesi adlı kısacık listene onun adını da eklemek. onu anlamaya çalışmak, onu sevmek. nedenini, niçinini bilmeden sevmek. kendini anlatmaya çalışmak. gün boyu biriktirdiğin herşeyi ona getirmek. çiçeklerden değil belki ama düşüncelerden, tecrübelerden yapılmış bir buketi ona her gün bıkmadan usanmadan vermek. anlaşılamamaktan delice korkmak. onu kendine boğmak. sonra sakinleşmek, ona zaman tanımak. sabretmeyi, tahammül etmeyi, fedakarlık etmeyi öğrenmek. paylaşmak, paylaşarak çoğalmak. olanaksız bir ikiliği mümkün kılmaya çalışmak. bu sırada yorulmak, yıpranmak, üzülmek ama nedense hiç sıkılmamak, hiç vaz geçmemek. hayaller kurmak, daha çok sevmek, daha da çok sevmek...

beklentilerle karşılaşmak. okula başlamak, okumak, yazmak. sınavlara girmek. doğruluğundan şüphe etmeden ezberlediklerini 10 yaşından itibaren küçük yuvarlakları karalayarak tekrarlamak. tekrarladıkça onlarla bütünleşmek. başarmak, sınavlar kazanmak, yeni okullara gitmek. orada aynı klişeleri daha detaylı öğrenmek. sonunda ezberlediklerine inanmak, onlara tapınmak. onları ne kadar güzel ifade edersen o kadar takdir görmek. bağıra çağıra şiirler okumak, marşlar söylemek, sıraya girmek, sağa dönmek, sola dönmek. gerçeği bildiğinden ibaret zannetmek. bu sırada yine küçük yuvarlaklar karalayarak, biraz da tesadüfen yeni bir okula girmek. burada ilk kez içine doğru bildiğine dair bir kurt düştüğünü hissetmek. sonra o kurdun seni yavaş yavaş yemesine, adına ben dediğin şeyden geriye sadece bir omurga bırakmasına izin vermek. adına ben dediğin o kokuşmuş bedenden koparıp attığın her parça ile hafifleştiğini, özgürleştiğini hissetmek ve bundan çılgınca bir zevk almak. ilk defa gerçekten öğrenmenin, gerçekten sorgulamanın coşkunluğuna kapılmak. o güne kadar tecrübesine sahip olup bilgisine sahip olmadığın herşeyi yeniden anlamlandırmak. Freud'la tanışıp bastırdığın güdülerinle barışmak. Marx'la tanışıp olup bitenin garipliğini sorgulamak. Weber'le tanışıp onu Marx'la karşılaştırmak. Nietzsche'yle tanışıp deliliği anlamak. Benjamin'le tanışıp hesaba tini katmak. Foucault'yla tanışıp iktidarı düşünmek. Derida'yla tanışıp kelimelerinin üstünü çizmek. Zizek'le tanışıp büsbütün karışmak. kendini yıkmak yeniden yapmak. yapıp yeniden yıkmak. kabuğunu kırmak. yeniden doğmak. başka biri olarak var olmak. toplumu anlamaya çalışmak, sanatı anlamaya çalışmak, sistemi anlamaya çalışmak. kendine yeni bakış açıları geliştirmek. zorlanmak, becerememek, denemek, tekrar denemek, tekrar denemek... sonunda deforme olmak. az da olsa başka türlü bakmayı başarabilmek. ama asla tam olarak anlayamamak. anlasan da bununla yetinememek. eleştirmek, herşeyi, herkesi eleştirmek. sonunda neredeyse bir hiçlik noktasına gelmek. bir turiste dönüşmek. sonsuz evrende avare dolaşan bir turiste dönüşmek. onun bunun hayatında gezinmek, şöyle bir bakıp çıkmak. çok düşünmek, çok öğrenmek ama hiç bir şey eylememek. giderek bundan sıkılmak, buhranlara düşmek, çıkışlar aramak ama bulamamak. sonra bu sefer bilerek, isteyerek yeni bir okula gitmek. orada çok güzel insanlarla tanışmak. onlardan çok şeyler öğrenemek. düşünceleri sıraya dizmek. o dizelerden sonuçlar çıkarmak. o sonuçlarla harekete geçemek. bir ilgi geliştirmek. sonunda bişeyleri eylemek. bir söz söylemek. o sözü yazmak, araştırmak, kanıtlamak. sonra çıkıp sokağa haykırmak, gaz yemek, başkalarına anlatmak, cop yemek. etken olabileceğinin farkına varmak, motive olmak. bilmiyorum belki adanmak, belki adanmaya yaklaşmak. yine de itilenleri, kakılanları anlayamamak. rakı masalarında sarhoş olmak. onları anlayamıyorum diye haykırırken bir arkadaşından karnına sağlam bir yumruk yemek ve 'öteki' olmayı anlamak, ayılmak. onların hayatına girmek. onlarla birlikte hissetmek. onlar için çalışmak. onlarla 1 olmak. biz olmak. bize dair şeyler yazmak, söylemek. sonra bize ihanet etmekle burun buruna gelmek.

bizim düşündüğümüzün aksine itaat etmeye, boyun eymeye gitmek. onurlu insanlar gibi bedel ödemektense bize ihanet etmek. vicdanınla aynada karşı karşıya geldiğinde gözlerini kaçırmak. bizlerin yüzüne bir daha nasıl bakacağını bilememek. kendini bir kez daha, ama bu sefer hiç istemeden yıkmak ve nasıl yeniden yapacağını hiç bilememek.

sadece 'gidiyorum, görüşmek üzere' diyebilmek...

Hiç yorum yok: