Sayfalar

28 Mart 2010 Pazar

mantık oyunları


Maç Kadıköy'de oynanmayacağına göre futboldan konuşabiliriz. Her ne kadar derbilerin skorları önceden tahminde bulunmaya çalışanları genellikle ters köşeye yatırsa da futbolun mantığının içinde kalmaya çalışarak bu akşam oynanacak maça ilişkin görüşlerim şöyle;

Her iki takım da sezon başından beri korudukları saha içi yerleşimlerinden taviz vermeyeceklerdir. Bundan emin olmamızı sağlayan şey iki takımın başında da sistem teknik direktörlerinin bulunması. Galatasaray oyuna 4-3-3, Fenerbahçe ise 4-4-1-1 dizilişiyle başlayacaktır. Fenerbahçe'nin başındaki Daum Türkiye'yi çok iyi tanıyan düşük profilli bir koç. Takımını ülke şartlarına göre örgütleyen ancak Türkiye'deki muadillerinden farklı olarak maç maç değişikliğe gitmeyen, sistemine sağdık kalan bir hoca. Galatasaray'ın başındaki Frank ise çok yüksek profilli fakat Türkiye'deki futbol gerçeğini rakip hoca kadar iyi bilmeyen birisi. İlk maçta -futbol dışı faktörleri bir yana bırakırsak- skorun Fenerbahçe lehine gelişmesinin en önemli sebebi iki hoca arasındaki bu temel farktı. Sahaya futbol oynatmamak için çıkan taraf olan Daum'un takımı önce Galatasaray'ı futbol oyun kurallarının müsade ettiği sınırları zorlayan bir sertlikle durdurdu, sonrasında ise rakibinin yaptığı hatalardan yararlanarak sonuca gitti. Bu, kadro kalitesi olarak karşısındaki takımdan daha düşük olan her Türkiye takımının uyguladığı bir oyun taktiğidir. Öyleki, bu oyun Türkiye liginin futbol karakteristiği olarak son yıllarda iyice yerleşmiştir.

Frank'ın takımı bu sistemi çok iyi uygulayan bir takımla ilk defa birinci devredeki Fenerbahçe maçında karşılaşmış ve çok ciddi biçimde bocalamıştı. Bu maçla birlikte bu sezon Galatasaray'ın puan kaybettiği maçları incelediğimizde benzer sistemlerle oynayan takımlar karşısında başarısız oldunduğunu görüyoruz. Bu sezon toplam 10 maçta puan kaybeden Galatasaray; Ankaragücü, Bursa ve Trabzon deplasmanlarında kötü oynayarak kaybetti. Uzun bir sezon boyunca 3 önemli deplasmanda kötü oynayarak kaybetmek doğal karşılanabilir. Fakat diğer 7 maça baktığımızda 4 önemli deplasman olan Fenrebahçe, Beşiktaş, Kayserispor ve Eskişehirspor deplasmanlarında benzer oyun karakterine sahip takımlar karşısında iyi oyuna rağmen uğranan puan kayıplarını görüyoruz. Buna daha düşük kalibreli (İBB, Eskişehir, Manisa) ancak benzer şekilde boş alan bırakmayan, sert takımlar karşısında Ali Sami Yen'de uğranan 3 puan kaybını daha eklediğimizde tablo netleşiyor. Frank'ın takımı futbol adına iyi şeyler yapmaya çalışan fakat bunları henüz mükemmelleştiremeyen bir takım olarak göze çarpıyor. Kadro yapısı sert takımlara karşı sertlikle cevap vermeye müsait değil. Dahası Frank'ın planı da bu değil. O karşısındaki takım kim olursa olsun oyunun insiyatifini eline alan ve rakibin baskısını bol pasla geçmeyi amaçlayan bir hoca. Belki herkes bu örnekten sıkıldı ama gerçekten de onun aklındaki futbolun bugün Barcelona'nın oynadığı oyun olduğunu hatırlatmak gerek. Fakat açık olan bişey var ki, Galatasaray bugünkü kadro yapısıyla bu oyunu oynamaya tam olarak müsait bir takım değil. Öncelikle baskı karşısında top kullanma becerisi çok düşük bir defans ve ortasaha göbeği olan takım onun beklentilerini karşılayamıyor. Devre arasında Neill'in gelmesi durumu biraz toparlamış olsa da ona destek verecek en az 1 oyuncunun daha çıkması gerekiyor. Bu desteği vermesi en muhtemel adam olan M.Topal'ın formsuzluğu işleri çok zorlaştırıyor. Buna ek olarak bireysel kahramanlığı öne çıkarma peşinde koşan Türkiyeli, Afrikalı ve Güney Amerikalı futbolculara böylesine kollektif bir bilinci yerleştirmek gerçekten de hiç kolay değil. Olaya bu açıdan baktığımızda Kewell ve Baros'un eksikliği sadece iyi birer oyuncunun eksikliği olamaktan çok öte bu kollaktif zekanın eksikliği anlamına geliyor.

Fenerbahçe ise başkanının ve Daum'un 3 Türkiye şampiyonluğu hedefi doğrultusunda kurulmuş düşük tempolu fakat becerikli Güney Amerikalılarla mücadele gücü yüksek Türkiyelilerden oluşmuş bir takım. Sağlam ve sert defans göbeğini aynı şekilde sağlam ve sert ortasaha göbeğiyle tamamlayan takımın savunma yönünde güven veren bir havası olmasına rağmen bu sezon yedikleri gol sayısı Galatasaray'ınki ile eşit (27). Hücumda ise son 10 sezonda olduğu gibi Alex'in eline bakan bir takım görüntüsü hakim. Alex'le birlikte çok eleştirilen Guiza takımın skor yükünü 9'ar gol atarak omuzlamış durumdalar. Kanatlarından gerek hücum gerekse savunma yönünde beklediği katkıyı alamayan takımı omurgasını oluşturan defans, ortasaha ve hücum ikilileri sürüklüyor demek abartılı olmayacaktır. Lugano-Bilica, Emre-Christian, Alex-Guiza ikililerinden alınacak maksimum verimi kenarlarda oynayan çeşitli oyuncularla destekleyen Fenerbahçe alan daraltan, sert, gerçekçi bir Türkiye takımı. Ancak devre arasında gönderilen Roberto Carlos ve Colin Richards ile birlikte iyice daralan rotasyon takımın en büyük sorunu gibi gözüküyor.

Gelelim bu akşam sahaya çıkacak kadrolara;



Yukarıdaki kadrolar an itibariyle kesinleşmiş gibi gözüktüğünden yazının bundan sonrasına bu kadrolar üzerinden devam edeceğim.


Konuk takımla başlayacak olursak defans 4'lüsünün ve kalecisinin ideal oyunculardan oluşması bir deplasman takımı için güven verici gözüküyor. Takımın hemen tüm skor yükünü üstlenmiş Alex ve Guiza'nın da yerlerini alacak olduğunu görüyoruz ki bu pozisyon bulmaları halinde tabelayı değiştirebileceklerini gösteriyor. Ancak sezon başında bu orta saha 4'lüsüyle Galatasaray deplasmanına çıkacaklarını bir Fenerbahçeliye söylesek heralde dalga geçtiğimizi düşünürdü. Orta saha göbeğini oluşturan Emre-Christian ikilisinin yokluğu Fenerbahçe'nin pas trafiğini çok olumsuz biçimde etkileyecektir. Ancak daha önemlisi ilk maçta başarıyla uyguladıkları "oynatmama" taktiğini Christian-Emre ikilisinin sertliği olmadan Galatasaray'a kabul ettirmeleri neredeyse imkansız. Kanatlarda oynayacak olan Wederson ve Deivid ise biri hücum diğeri savunma yönü olmayan sınırlı adamlar. Ancak burada eğrisinin doğrusuna denk geldiği ilginç bir durum söz konusu. Galatasaray'ın muhteşem sağ kanadını Wederson gibi defansif yönü güçlü bir orta saha ile durdurmayı düşünmek ne kadar mantıklıysa, Galatasaray'ın defansif yumuşak karnı olan sol kanadının üzerine Deivid gibi ofansif bir ortasaha oyuncusuyla gitmeyi planlamak da o kadar mantıklı. Fenerbahçe'nin soldan durdurup sağdan vurma planı işlerse Galatasaray zor duruma düşebilir. Fakat bu plan işlese bile orta saha üstünlüğünü Galatasaray'a M.Topuz-Selçuk ikilisiyle kabul ettirmeleri ihtimali bana akla uzak geliyor.


Galatasaray'da ise tek eksik Kewell gibi gözüküyor. Sakatlığı devam eden Arda gerekmesi durumunda oynayabilecek durumdaymış. Takımın en büyük avantajı tartışmasız sağ kanadı. Keita ve Sabri ortaklığının Fenerbahçe'nin sol kanadını çökertebileceğini ve sonuca buradan gidilebileceğini söylemek kehanet olmaz. Bunun yanında performanslarına bağlı olarak M.Topal-M.Sarp-Elano 3'lüsü hem sayı hem de kalite olarak Selçuk-M.Topuz 2'lisinden çok üstün gözüküyor. Eğer Galatasaray bu bölgede kağıt üzerindeki üstünlüğünü rakibine sahada da kabul ettirirse maç ilginç bir skorla bile bitebilir. Bunun yanında sol kanat ikilisi Dos Santos ve Caner'in bugün ne yapacakları hakkında gerçekten hiç bir fikrim yok. Bence Galatasaray'ın bugün alacağı skor bu ikilinin performansına bağlı. Bugüne kadar gördüğümüz top çıkarma ve oyun başlatma sıkıntısının bugün yaşanacağını ise sanmıyorum. Bunun sebebi Fenerbahçe'nin presçi bir oyuncu profili olmaması ve deplasmanda oynayacak olmaları sebebiyle oyunu karşı sahaya doğru forse edemeyecek olmaları.


Oyunun beklenen senaryosu Galatasaray'ın karşılaşmayacağı baskı sebebiyle oyunu geriden rahat kurması, sayıca ve kalite olarak rakibinden üstün olan orta sahasının çok pasla karşı sahaya gitmesi ve ilerideki klas ayakların işi bitirmesi şeklinde olacaktır. Eğer performansını üst düzeye çıkarabilirse ilginç bir skorun çıkacağı bile söylenebilir. Fenerbahçe için ise tablo karanlık gözükse de duran toplardaki mucizevi işler ve Galatasaray karşısındaki aşırı öz güven tünelin ucundaki umut ışığı olabilir. Elbette maç sahada kazanılacak ama futbolun mantığının bana bugün düşündürttükleri bunlar. Ama unutmamak gerekirki futbol hiçte mantıklı bir oyun değil.


Her şeyden önce dileğim şehrin karşı yakasında sürekli olduğundan farklı olarak futbolun konuşulduğu, oynandığı ve yaşandığı bir maç olması.

Hiç yorum yok: