Sayfalar

8 Mart 2010 Pazartesi

24. hafta Eskişehirpor vs. Galatasaray


Eğer bir takım taraftarıysanız ve tuttuğunuz takımı hesapsız kitapsız, gönülden seviyorsanız şöyle bir an düşünün: Takımınız kazanması durumunda şampiyonluk yolunda çok çok büyük avantaj sağlayacağı bir maçta -biri hariç- tüm oyuncularıyla berbat oynayarak ve hatta mücadele bile etmeyerek maçı kaybediyor. Maçın son düdüğü çaldığında ne kadar sinirli olduğumu tarif edemem. Bir yandan sakin olmaya çalışıp saçmalamamaya gayret ederken diğer yandan elimin altında duran koltuğun kolçağını yumruklayarak parçalamak istiyordum. Ama bekledim. Bir taraftan kafamda maçın bir analizini çıkarmaya çalışırken diğer taraftan da onun flash interview için gelmesini bekledim. Sonunda geldi. Sürekli sağa sola çevirdiği başı, karşısındakinden kaçırdığı bakışları huzursuzluğunu ve memnuniyetsizliğini bütün açıklığıyla gösteriyordu. Sonra konuşmaya başladı. Çok kötü oynadık dedi. Takımdaki bütün oyuncular -biri hariç- kendi standardının altında kaldı dedi. Eğer iyi oynayan bir oyuncudan bahsetmek gerekirse o rakip takımın bir oyuncusu olabilir dedi. Onlar kazanmayı bizden daha çok hak ettiler dedi. Kabahati kendimizde aramalıyız dedi. O konuştukça ben sakinleştim. Onun aşık olduğum takımın başında olduğunu görmek bana çok iyi geliyor. Kazansak da kaybetsek de direksiyonu onun tuttuğunu bilmek beni rahatlatıyor. Galatasaray yönetimlerinin son 10 yıl içinde yaptığı en doğru iştir Frank'ı takımın başına getirmek. Umarım uzun yıllar görevinin başında kalır. Çünkü o olduğu sürece bizim başarısız olma ihtimalimiz yok.
Peki bu kötü oyun neden kaynaklandı? Yine onun tesbitinden başlayalım. Frank milli takıma giden çok oyuncumuz olduğunu ve bunun takıma iyi gelmediğini söyledi. Haklı. Üstelik bu ilk sefer de olmuyor. Bu sezon takım onunla ne kadar uzun vakit geçirdiyse o kadar iyi oynadı. Ondan ayrı kaldıkları haftaların sonunda ise çuvalladı. Bunun sebebi çok açık ve yarın bütün skor yazarlarının yazacağı gibi yorgunluk değil kesinlikle. O bu takıma futbol oynamayı yeniden öğretiyor. En tecrübelisinden en gencine kadar hepsine sanki okumayı yeni öğrenen bir çocuk gibi futbol öğretiyor. Ve onlarla bu dersi ne kadar çok tekrar ederse takımın performansı o kadar artıyor. Onun oyun felsefesi hiç bir oyuncunun bireysel yeteneği üzerine kurulu değil. Diğer takımlar gibi bir oyuncunun yapacağı bir kaç sihirli dokunuşu beklemiyor onun takımı. Hep birlikte oynamaya, golleri birlikte atıp birlikte çıkartmaya gayret ediyor. Başarıya giden zorlu yolu seçen birisi o. Bu yoldan sapmamak ısrarcı olmak gerekiyor.
Onun gerçek takımı bence en erken önümüzdeki sezonun başında ortaya çıkacak. Şu an yaşanan bir geçiş dönemi. Eğer bu dönemi bir şampiyonlukla atlatabilirsek tadından yenmez. Ama olmazsa da canı sağolsun. O bu sene bazı şeyleri görecek mutlaka. Onun dersini ne kadar çok çalışırsa çalışsın başaramayacak olanların elenmesiyle başlayacak bu işe, bundan eminim. Ve bu çerçevede bu takımda önümüzdeki sene Ayhan ve Servet'i görmeyeceğimiz kesin. Gerek yaşı, gerek alışkanlıkları, gerekese de yetenekleri açısından bu iki oyuncunun onun dersinden geçmesi mümkün değil. Onların yanında bir grup oyuncu daha var ki onlar da iyi niyetleri ve çalışkanlıklarıyla sınıfı geçmeyi zorlayabilirler ama yerlerine bulunacak daha iyi oyuncular olması durumunda onlarla yolların ayrılması da olaslık dahilinde. Bunlar Uğur, Barış ve M.Sarp. Son olarak bir başka grup oyuncunun ise bu sene Sabri'nin yaşadığı bir ilerlemeyi yakalamaları ve sahip oldukları yetenekleri bir üst seviyeye çıkarmaları gerekiyor. Bunlar M.Topal, E.Güngör ve Caner.
Önümüzdeki senenin kadrosunda Servet ve Ayhan'ın yerlerinde direk oynayabilecek çok iyi iki oyuncu almak gerektiği kesin gibi. Yabancı sınırlaması düşünülürse bu pozisyonlara Türkiyeli oyuncu bulmak mecburiyeti ortaya çıkıyor. Ayhan'a alternatif birçok oyuncudan bahsedebilecekken Servet için aynı şeyi söylemek malesef mümkün değil.
Ayhan'ın pozisyonunu doldurabilecek çok kuvvetli üç aday var. Bunlar; Hamit Altıntop, Gökhan İnler ve Nuri Şahin. Herbirisi oldukça maliyetli olacak bu 3 oyuncudan birini mutlaka kadroya katmalıyız.
Servet'in pozisyonu için ise öncelikle takım içinden Emre Güngör ve Gökhan Zan alternatifleri denenebilir. Bunların yanında Trabzonspor'da oynayan Ceyhun ve son 1 yıldır sakat olmasına rağmen benim çok beğendiğim Kayserisporlu Eren Güngör düşünülebilir. Stuttgart'da oynayan Serdar Taşçı ise uzak ama çok iyi bir ihtimal olurdu.
Bugünkü maç aslında Galatasaray'ın bu sezon oynadığı tüm kötü maçların bir özeti gibiydi. Galatasaray'ın hücum oyuncularının kalitesiyle, ortasaha ve defans oyuncularının kalitesi arasında önemli bir fark oluştu. Hücum oynayan Baros, Jo, Gio, Kewell, Arda, Elano, Keita ve Caner'in kaliteleriyle orta sahayı oluşturan Ayhan, M.Topal, M.Sarp ve Barış'ın kaliteleri arasında dağlar kadar fark var. Bu 4 orta saha oyuncusundan M.Topal'ın iyi oynadığı maçlardaki kalitesiyle yanında oynayan diğer oyuncunun mücadele gücü birleştiğinde Galatasaray vites yükselterek rakiplerini sahadan sildi. Bugün M.Topal ve Ayhan'ın berbat oyunları topun muhteşem hücüm hattına ulaştırılmasını engelledi. Benzer şekilde Neill'in yanında ona hiç ayak uyduramayan Servet'in varlığı malubiyete davetiye çıkardı.
Her iki takımın da kontrollü oynadığı ilk 45 dakika boyunca Galatasaray kalesinde hiç pozisyon vermeden 2 önemli pozisyon yakaladı. Böyle bozuk bir zemin ve alan daraltan ciddi bir rakip karşısında bu performans çokta kötü sayılmazdı. Ama ilk devrenin son dakikasında öncelikle M.Topal'ın başlattığı sonrasında ise Servet ve Caner'in takip ettiği hatalar silsilesi rakibin topu eliyle önüne alması ve hakemin de bunu görmezden gelmesiyle birleşince Galatasaray kalesinde ilk golü gördü. İkinci gol ise Ayhan'ın yetersizliği ve yine Servet'in beceriksizliği sonucunda nasıl olduğunu anlayamadığım şekilde geldi. Bundan sonra Galatasaray Frank'ın takımı gibi dik durmayı beceremedi. Keşke 2 gol daha yeseydi ama maçı 500 başarılı pas yaparak tamamlasaydı. O zaman diyebilirdik ki galiptir bu yolda mağlup. Ama olmadı. Panik ve disiplinsizlik Galatasaray'ı belki 20 sene öncesinin kötü ezberine götürdü. Hele son 10 dakikada forvete şişirlen toplar beni olası 10-0'lık bir malubiyetten daha çok üzdü. Yenilmek ayıp değildir ama böyle oynamak ayıptır.
Bu oyun Galatasaray'a hiç yakışmadı. Ama maçın sonunda "o" geldi ve önümüzdeki hafta böyle olmayacağını hemen anladım sözlerinden. Ve içim rahatladı. O bu takımın başında olduğu sürece
Galatasaray taraftarı rahat uyuyabilir...
haaa o -biri hariç- dediğim oyuncu kim mi?
JOAOA ALVES DE ASSIS SILVA

Hiç yorum yok: