Sayfalar

10 Ağustos 2009 Pazartesi

1. hafta Gaziantepspor vs. Galatasaray



2009-2010 Turkcell Süper Ligi'nin ilk haftasında Antep'te oynanan maça herşeyden önce sıcak damgasını vurdu. Bu maçın 9 Ağustos tarihinde saat 19:30'da oynatılması en basit ifadeyle skandaldır. İnsan sağlığını hiçe sayan bu kararı alanlar oyunun son düdüğüyle birlikte derin bir nefes almış olmamlılar.



Sondan başlamak istiyorum. Maç bitmiş ve takım soyunma odasına doğru gidiyor. Tünelin hemen başında 70'li yılların iki efsane takımında (Ajax ve Barcelona) 10 yıl oynamış bir futbol fenomeni içeri giren oyuncularını bekliyor; Johan Neeskens. Soyunma odasının kapsında ise 80'li yılların iki efsane takımında (Ajax ve AC Milan) toplam 350 maç oynamış bir saha içi lideri oyuncularına "çak" yapıyor; Frank Rijkaard. Arada içeri giren yönetim kurulu üyeleri de bu sahneden nasibini alıyordu. Bu isimlerden biriyle (Haldun Üstünel) Frank ellerinin kavuştuğu o anda göz göze geliyor ve bu birlikteliğin enerjisi o sırada gözlerden fışkıran ışık hüzmeleri şeklinde tezahür ediyordu. Bir uyum yaşanıyordu. Telaşsız, ne yaptığını bilen, birbirine güvenen bir birliktelik. Bence herşey aslında burada başlıyor. Bu organizasyonda bilimsel bilgi, profesyonel çalışma ahlakı ve karşılıklı güven var.


Bu sezon izlediğim 8. maçıydı bu Galatasaray'ın. İzlediğim ilk 7 maçta gözlemlediğim şeyler vardı. Sürekli daha iyi yapılan şeyler. Bütün bu iyi şeyleri temel olarak 2'ye ayırabiliriz. Bunların ilki topa sahanın her yerinde ama özellikle de kendi 18'iyle ortasaha çizgisi arasında sahip olmak. Sahip olduğu topu tek ve kısa paslarla sürekli bloklar arasında gezdirmek ve rakip kaleye bu kısa ve seri paslaşmalarla yaklaşıp pozisyonlara girmek. İkincisi ise yine topa sahipken oyunun yönünü çapraza atılan uzun toplarla aniden değiştirmek ve araya atılan derin toplarla son çizgilere inmek. Merakım şuydu; bütün bu iyi şeyleri yapmaya çalışan takım Türkiye liginin bilinen sert ve mücadeleci karakteri kaşısında bunları yapmaya çalışmaktan vaz geçecekmiydi yoksa bu sertlik ve mücadeleye rağmen kötü oynamak pahasında bunları yapmaya çalışmaya devam mı edecekti?

Dün maçın tamamında yapılmaya çalışan şeylerden ilki hiç bir şekilde ortaya koyulamazken, ilk 25 dakikada Galatasaray yapmaya çalıştığı şeylerin ikicisini başarıyla yaptı. Topa sahip oldu, oynun yönünü uzun çapraz paslarla değiştirdi ve derin toplarla son çizgilere indi. İlk 7 maçta da gördüğümüz bu oyun stratejisi erken bir gol getirdi. Sonrasında, oynanan 5. resmi maçta da bir duran top organizasyonundan (2.) gol geldi. Bütün bunlar çalışan, hazırlanan ve aklında bir oyun felsefesi olan bir takımın işaretleriydi. Ancak 25. dakikadan sonra topun hakimiyeti kaybedildi. Geçen senenin topa en çok sahip olan ve en isabetli pas yapan takımı Gaziantepspor karşısında Galatasaray orta sahası topun peşinden koşmaktan başka bir şey yapamadı.

Bu beceriksizliğin bazı önemli sebepleri vardı:

Bunlardan en önemlisi Servet&Gökhan ikilisinin toplu oyundaki yetersizliklerine, Sabri faktörünün eklenmesiyle oyunu ayağa pasla açma opsiyonu olarak geriye sadece H.Balta'nın kalmasıydı. Balta'nın formsuzluğu düzenin onun üzerinden işlemesini imkansızlaştırdı. İlk devreyi Balta tek bir olumlu hareket yapmadan bitirdi. Bunun üzerinde degaj yapma yasağı olan Leo Franco tüm topları havaya dikti. Formsuz Baros'un yüksek topları indirmek ve saklamak konusundaki başarısızlığı oyun hakimiyetinin Gaziantepspor'a geçmesini sağladı.
Bu aşamadan sonra oyun planını uygulayabilmek için gerekli alan daraltan saha içi yerleşiminin sağlanamaması orta sahadaki M.Sarp&Ayhan ikilisinin üzerine çok fazla yük binmesine ve bu ikilinin çok geniş alanda mücadele etmek zorunda kalmasına sebep oldu.

Galatasaray'ın yeni oyun felsefesi cesaret gerektiriyor. Top karşı takımdayken defansın göbeğindeki ikili bir ayaklarını sürekli orta saha çizgisine basmalılar. Bekler ise defansın arkasında atılacak topların kademesine girmek üzere sürekli uyanık olmalılar. Dün gözüktü ki, defansın ortasında oynayan Servet&Gökhan ikilisi arkalarına adam kaçırmak korkusuyla sürekli geriye kaçarak oynuyorlar. Onların geriye kaçması önce Sarp'ı sonrasında da Ayhan'ı onlarla birlikte geriye gelmeye ve geniş alana oynamaya mahkum ediyor.

Böylece önde oynayan Arda, Keita ve Aydın 3'lüsüyle gerideki 6'lının pas bağlantısı kesildi ve öndeki 3'lü orta saha mücadelesine iyi niyetli çabalarına rağmen dahil olamadılar ve oyun hakimiyetini kaybettiler. Tehlikeler öndeki 3'lünün Gaziantepspor topla çıkarken yaptıkları baskıdan kazandıkları topları ani ataklara çevirmeleri ve geriden atılan derin (uzun değil) toplara yaptıkları koşular sonucunda geldi. Kısa ve çabuk pas bağlantılarının böylesine geniş bir alanda kurulmasına imkan yoktu.

Oyunun Galatasaray lehine döndüğü an Nonda'nın oyuna girişi oldu. Çünkü Nonda atılan uzun topları indirip saklayarak takımın öne doğru çıkmasını sağladı. İlk devre benzer bir fonksiyonu hiç işi değilken Keita fizik avantajı sebebiyle kendiliğinden üstlendiğinde de Galatasaray rakip yarı sahada daha fazla gözükmüştü. Fakat işe yaramış olmasına rağmen yapılması gereken bu değildi. Çünkü ulaşılmak istenen oyun felsefesi bu değil. Görüyorumki bazı yorumcular (başta "golü olmadan önce bile adam") Nonda'yı Baros'tan çok beğendiklerini söylemeye başladılar. Çünkü futbol kültürleri bu kadar. Onlar hedef santrafora top şişiren bir gelenekten geliyorlar ve başka türlü oynamayı hayal edemiyorlar. Oysa artık dünyada hedef santraforla oynayan büyük bir takım kalmadı (bknz. Luca Toni ve FC Bayern).

Yapılması gereken, oyuna Uğur'u alarak topla çıkmak konusunda seçenek yaratmak ve topa sahip olmaktı. Uzun vadede ise defansa Servet'in yanında oyayacak bir defansif lider monte etmek gerekiyor. Defans bloğunu bütün olarak öne çıkartıp oyunu daraltacak, geriden topla oyuna çıkmak konusunda Uğur ve H.Balta ile birlikte insiyatif alacak çok iyi bir oyuncuya ihtiyacı var Galatasaray'ın. Defansta bu görevi üstlenecek birisi değil takımda Türkiye'de yok. Dolayısıyla bu bölgeye transfer şart. Dahası M.Sarp'tan hem kesici hem de pasör olarak daha iyi bir orta saha dinamosuna ihtiyaç var. Orta sahada M.Topal iyileşince bu görevi üstlenecektir. Talihsiz Linderoth ise bu görev için biçilmiş kaftandı aslında yokluğu hissedilecek. Eğer imkan yaratılabilirse daha fazla beklemeden "sağlam" bir Linderoth transfer edilmeli.

Bütün bunları sadece güzel futbol (joga bonito) için yazıyorum. Yoksa Türkiye ligi şampiyonluğu için sadece dün yapılabilenler bile yeterli olacaktır. Bir duran top virtüözüne bu kadar kısa zamada dönüşebilen bir Arda, Türkiye futbolunda istatistiksel anlamda en yüksek değerlere ulaşan Alex'in ceza sahası içine yaptığı koşuları da yapmaya başladığını bu maçta gösterdi. Hatırlanırsa bugün Fenerbahçeyi çalıştıran "dahi" bundan önceki Fenerbahçe tecrübesinde sadece duran top organizasyonu ve Alex ile takımını Türkiye şampiyonluğuna taşımıştı. Fakat amaç böyle şampiyonluklardan çok güzel futbol oynamak olmalı.

Hiç yorum yok: