Sayfalar

17 Ağustos 2009 Pazartesi

2. hafta Galatasaray vs. Denizlispor


çok sık karşılaşılan bir şey değildir sahaya çıkan 11 oyuncu varken herkesin gözünün kulübede oturan 7 oyuncuya çevrilmesi. hafta içinde neredeyse tüm kadrosunu milli takımlara gönderen Galatasaray'ın yedek bekleyen 7 oyuncusunun 6'sı hafta arasında milli takım formalarını ıslatmıştı. bunlara maçı tribünden izleyen Elano, Servet ve Serdar'ı ayrıca sakatlıkları süren ve düzenli olarak milli takımlarına çağrıldıklarını bildiğimiz Memet Topal ve Linderoth'u da eklersek sayı 11'i buluyor. bu sene çok ciddi bir kadro derinliği sağlandığına şüphe yok. iş sevk ve idareye kalıyor ve bunu da Frank en iyi biçimde yapıyor.


sezon başından beri defans 4'lüsünde Sabri, Gökhan, Servet ve Hakan'ı oynatmayı düşündüğünü anladığımız Frank bu maçta bu 4'lüyü tamamen değiştirerek Uğur, E.Güngör, E.Aşık ve Volkan'ı sahaya sürdü. herşeyden önce ben Frank'ın bir başka maçta benzer şekilde defanstaki 4'lüsünü tamamen değiştireceğini sanmıyorum. bu hafta olan kadro yapılanmasını henüz tamamlamayan Galatasaray'da kimlerin kalacağını ve kimlerin gideceğini anlamaya yönelik bir hamleydi. bu hamlenin kaybedeni kesinlikle Volkan oldu. performansına ancak 58 dakika dayanılabilen Volkan'ın oyundan çıkmasıyla Galatasaray'ın 3 golünün arka arkaya gelmesine tesadüf denemez. bu sene dünya standartlarına göre bile "ileri" denebilecek bir futbol anlayışını sahaya yansıtmaya çalışan Galatasaray'da, tek bir oyuncunun dahi görevini yapamaması bütün sistemin arızalanmasına sebep oluyor.

öyle ki; Volkan'ın başarısızlığı öncelikle oyun kurma aşamasında kendisini gösterdi. oyuna Leo Franco'nun önündeki iki stoperden birine verdiği pasla başlayan takımda daha sonra top sağ ve sol beklere gönderiliyor. ancak önceki maçların istatistiklere baktığımızda sağ beke ve sol beke verilen pasların eşit sayıda olduğunu görüyoruz. Volkan'ın yetersizliği topun daha çok Uğur'a oynanmasına sebep oldu. Bu durumda doğru pası yapmak konusunda üzerine fazladan yük binen Uğur normalde yapması gerektiği gibi topu M.Sarp'a oynayamadı. aslında oynayamadı demek de doğru değil. zira Uğur ve M.Sarp arasındaki pas bağlantısında bir sorun yoktu. fakat Volkan'ın M.Sarp'a oynaması gereken topların yükü de Uğur'a binince, o da hata yapmamak adına paslarının bir kısmını kestirmeden önündeki Keita'ya verdi. bu durumda Volkan'ın yetersizliği kadar Keita'nın kontrolsüz iştahının da payı vardı. bu iki faktörün birleşimi oyunun ağırlık merkezinin sahanın sağına yığılmasına sebep oldu. fakat Keita'nın iştahına ve becerisine rağmen ilk devre süresince bu kanattan etkinlik sağlanamadı. çünkü yeni oyun felsefesine göre sahanın bir kenarında ağırlık merkezi oluşturmak önemli ancak sonuca gidecek bir faktör değil. yapılmak istenen örneğin Hakan, Arda ve Kewell ile birlikte oyunun sol kanadında bir ağırlık merkezi oluşturup savunmanın dikkatini bu yana çekmek ve ters kanada çabuk paslar atarak oyunun yönünü aniden değiştirerek rakibi zayıf tarafından vurmak.

bunun yapılamamasının birinci sebebi sağ kanatta oluşturulan ağırlık merkezine alternatif bir merkezin solda Volkan'ın beceriksizliği sebebiyle oluşturulamamasıydı. ikincisi ise sağ kanatta oluşturulan ağırlık merkezinden ters kanada pas atması gereken Barış'ın bu pasları atacak yeteneğe sahip olmaması. nitekim Galatasaray'ın yediği golü bu çerçevede düşünürsek; orta sahada Barış'ın yanlış bir tercihle topu ısrarla sağ kanatta oluşan ağırlık merkezinden ters kanada çevirmemesi ve sağ kulvara oynamaya çalışırken kaybetmesini takiben ters kanatta yetersiz Volkan'ın kademeye girememesi izleyince golü yemek kaçınılmaz oldu.



yenen bu golden çıkarılacak üç şey var:

1- takımın acilen Elano'ya ihtiyaç var. bütün iyi niyetine ve gayretli oyununa rağmen bu sistemde Barış orta saha için son tercih durumunda. Elano'nun Barış'ın yerine yerleşmesi ve Arda'nın solda yaptığını sağda yapması Galatasaray'a çok yönlü hücum edebilme kapasitesi kazandıracak. bunun yanında Elano pas dağılımını dengeleyerek ilk yarıda olduğu gibi Keita'nın kontrolsüz iştahının takıma zarar vermesini engelleyecek ve basit top kayıplarını minimuma indirerek ters kanattaki bekin (H.Balta) yükünü hafifletecek.

2- Volkan'ın bu takımda oynaması imkansız. Alparslan'a ise taraftarın güvendiği kadar Frank'ın güvenmediği anlaşılıyor. bu durumda H.Balta'ya bir alternatif bulunması şart. bu alternatif ya bir Türkiyeli oyuncu olacak ki bu isim olsa olsa Caner Erkin olabilir ya da alınması düşünülen yabancı stoper sağ bek oynayabildiği gibi sol bek de oynayabilecek.

3- Uğur maçın en çok topla buluşan ve en çok olumlu pas yapan oyuncusu istatistikleriyle gösterdi ki, herşeyden önce topa sahip olmak isteyen Galatasaray'ın sağ beki sağlıklı olduğu sürece o olmalıdır. Sabri ancak onun alternatifi olabilir.



işlere olumlu tarafından bakacak olursak, H.Balta ve Ayhan'ın oyuna girmesiyle birlikte Galatasaray taktik anlamda yapmak istediklerini sahaya yansıtabildi.

Leo Franco'nun ne kadar iyi bir tercih olduğu oyuna soktuğu her topta daha çok belli oluyor. takımını 10 kişi bırakmayan bir kalecisi var Galatasaray'ın, gerektiğinde stoper oynayabilecek gibi gözüküyor. Keita henüz fizik olarak hazır değil. buna rağmen çok istekli ve çok yetenekli. sahip olduğu teknik ve fiziksel özelliklerin hepsine birden sahip oyuncu sayısı Turkcell Süper Ligi'nde sıfır dünyada ise iki elin parmakları kadar. Frank'ın sistemi için biçilmiş kaftan.

defanstaki alternatifleri muazzam. Emre Aşık gibi bir hazır güç sürekli bekliyor. ama gecenin Uğur'dan sonra ikinci kazananı tartışmasız Emre Güngör. eğer yeni ve çok iyi bir yabancı stoper transfer edilmezse Gökhan ve E.Güngör arasında benim tercihim banko E.Güngör olurdu. çabuk, sert ve mücadeleci. ama asıl önemlisi toplu oyunu Servet, Gökhan ve E.Aşık'tan daha iyi.

Galatasaray M.Sarp transferinde turnayı gözünden vurmuş. bedavaya M.Sarp ve 10 milyon €'ya M.Topuz. kimin doğru tercih yaptığını en güzel zaman gösterecek.

Arda ve Kewell oyuncu değişikliklerine kadar kriz anında bir çözüm üretemeyerek aslında onlardan bekleneni karşılayamadılar ancak taşlar yerine oturunca bildiğimiz performanslarını sergileyebildiler. bu durum bir soru işareti olarak kafamızın bir köşesinde dursun.

Baros'un formsuzluğu ve buna rağmen faydalı oyunu sürüyor. kısa sürede kendini toparlayacağını tahmin ediyorum.


son söz Galatasaray seyircisisine; yenilen golden ve atılan ikinci golden sonra başlayan tezahürat onların da bazı şeylerin farkında olduğunu gösteriyor. ama benim gözlerim hala "KONSANTRASYON" pankartını arıyor.

Hiç yorum yok: