Sayfalar

19 Eylül 2008 Cuma

2 Blok


4-4-2, 3-5-2, 4-3-3. Bunlar modern futbolda takımların saha içi yerleşimlerini tarif etmek için kullanılan taktik tabirler. Bu gibi taktik tabirlerde dikkati çeken ilk nokta hemen hepsinin esas olarak takımların saha içi dizilişlerini açıklayabilmek için takımları 3 farklı bloğa ayırmış olmalarıdır. Bu bloklar defans, orta saha ve forvet olarak adlandırılır. Aynı bir edebiyat eserinde olduğu gibi bu bloklar oyunun doğal hikayesinin giriş gelişme ve sonuç bölümleri gibidir. Her geçen gün daha çok basketbola benzeyen futbol oyununda da basketbolun en temel felsefesi "hücum savunmada başlar" ilkesi artık bir standart halini aldığı için bu benzetmeyi yapabilmemizin önünde bir engel yok sanırım. Savumadan başlayan modern futbol hikayesinin sonuç bölümünü merakla beklememiz ancak giriş ve sonuç arasındaki bağlantıyı sağlayacak ve oyun boyunca izleyicinin ilgisini canlı tutacak dinamik ve akıcı bir orta sahanın olmasıyla mümkündür. Aynı post-modern edebiyat denemelerinde olduğu gibi futbol oyununda da bilinen bu klasik 3 bölümlü gidişatı temelden değiştirmeye yönelik arayışlar olsa da, bu arayışlar daha çok futbol dünyasının zirvesindeki bazı "çılgınlar" tarafından yürütülmektedir. Örneğin, aynı sonu olmayan bir kara filmdeki gibi forveti olmayan 4-6-0 tarzı diziliş arayışları devam etmekte ve futbol dünyasının yeni eraği olarak uzaklardan bize göz kırpmaktadır.

Dün oynanan Bellinzona-Galatasaray karşılaşmasında gördük ki, Galatasaray bir post-modern arayışa girmiş gibiydi. Yani sahada modern futbol anlayışının gereği olan 3 bloklu klasik sistemi değil de post-modern futbol denemelerinde görmeye alışık olduğumuz 2 bloklu bir sistemi deniyordu. Ancak sahaya çıkan ilk 11'in santra itibariyle sahaya yayılışı, maçın ilerleyen bölümlerinde ortaya çıkan tablo üzerine yaptığım bu yorumu tekzip eder nitelikteydi. Çünkü çeşitli sakatlıklar sebebiyle 16 kişilik bir kafileyle İsviçre'ye gelmiş olan takımın maçın başındaki saha dizilişi 3-4-3 gibiydi. Yani bildiğimiz kalasik giriş-gelişme-sonuç futbolu oynayacak gibi gözükmüştü Galatasaray maçın başında. Ancak maçın devamında defans yapan 3 ve hücum eden 7 kişiden oluşan iki blok halinde oynuyordu Galatasaray. Bu bir futbol ütopyası olan 4-6-0 sisteminin bile ötesinde bir kalkışmaydı. Rakamlarla tarif etmek gerekirse Galatasaray 3-0-7 oynuyordu. Ancak fark edileceği gibi bu cüret daha çok bir yanlış anlaşılmadan kaynaklanmaktaydı. Çünkü modern ötesi futbolun ideali, forvet hattını orta saha ile iç içe geçirerek ortadan kaldırmaya ve daha akıcı daha ofansif bir oyun ortaya çıkarmaya yönelikti. Oysa Galatasaray 100 metrelik sahanın iki uzak köşesine yığdığı ve bağlantısını kopardığı iki ayrı blok ile oynamaya çalışıyordu. Bu anlayış, eline aldığı kitabın başından 10, sonundan 20 sayfa okuyup bitirdim diyerek kendini kandıran kişinin anlayışı gibiydi aslında. Ancak bu, moderniteden kültüründen vaz geçmeyi, bulaşık/çamaşır makinesi sahibi olmayı anlayan bir milletin post-moderniteden ne anladığını ya da ne kadar anladığını göstermesi açısından çok güzel bir örnekti aynı zamanda. Evelki gün post-modernite üzerine bir program yapan Cüneyt Özdemir, programın kapanış konuşmasında şöyle diyordu: "program için görüştüğümüz post-modernite uzmanı hocalarımıza kendi programımızı nasıl post-modern bir çizgide yapabiliriz diye sorduk." Cevabı hiç önemli olmayan bu soruyu sormuş olmak, Cüneyt Özdemir'in post-moderniteden anlamadığını ortaya koymak açısından ne kadar açıklayıcıysa Bellinzona-Galatasaray karşılaşması da Galatasaray'ın modern ötesi futbolu anlamadığını ortaya koymak açısından o kadar açıklayıcıydı.

Popüler medyadaki 2. şansını arayan yabancı futbolcular argümanının aksine, kadrosundaki 7 yabancı oyuncusunun 4'ünün kariyerinde kulüp takımları veya milli takımlar düzeyinde avrupa kupaları finali oynamış olduğu ve Türkiye'nin en büyük gelecek vaad eden 3 genç oyuncusunu bünyesinde bulunduran çok potansiyelli bir oluşum bu senenin Galatasaray'ı. Ancak bu oluşumdan verim alabilmek için öncelikle futbolun A-B-C'sini doğru yapmak gerekiyor. Kadroya baktığımızda oyunun savunma ve hücum yönlerini birlikte oynayacak yıldızları değil, hücumcu yıldızları olduğunu görüyoruz. Bu durumda bir post-modern taktik arayışa girmek anlamsızlaşıyor. Klasik dizilişlerden hangisinin uygun olduğunu bulmak için önce olmazsa olmaz oyuncularına ve onların futbol anlayışlarına bakmak gerekiyor. Tüm kadro içinde en göze çarpan üç oyuncu Lincoln, Kewell ve Arda. Her üçü de hücumcu, yaratıcı ve mücadele gücü düşük bu üç oyuncudan maksimum verimi alabilmek için onların defans bloğuyla aralarındaki bağlantıyı kuracak, o bölgedeki ağır yükü sırtlayacak en az iki hamala ihtiyaç olduğu anlaşılıyor. Bu yükü kaldırabilecek 4 önemli oyuncu var takımda: Mehmet Topal, Linderoth, Barış ve Ayhan. Bu 4 kişiden 2'si mutlaka her koşulda oyunun başlangıcı itibariyle sahada bulunmalı. Her hangi bir sakatlık/formsuzluk durumu olmadığında bunların arasından Linderoth-Mehmet Topal ikilisini oynatmak ideal olacaktır. Ancak diğer iki oyuncu da kesinlikle bu yükün altından kalkabilecek kapasitedeler. Uzun sezon maratonu boyunca bu zenginlik hoca tarafından mutlaka akıllıca kullanılmalı. Yaratıcı 3'lünün önünde oynamaya aday 3 tane bir buçukuncu sınıf forveti var Galatasaray'ın. Baros, Nonda ve Ümit Karan. Uyum sorununu aştıktan sonra Baros kariyeri ve yetenekleri göz önünde bulundurulduğunda ilk 11'in değişmezi olacaktır. Ancak mutlaka 50 maçlık bir sezon içinde Nonda ve Ümit Karan da kendilerini mutlu edecek fırsatları bulacaklardır. Zorluk derecesi düşük maçlarda Baros'un partneri olacak ya da onun dinlenmesine fırsat verecek performansları göstereceklerdir. Şampiyonlukları ilk 11'lerin değil yedek kulübelerinin kazandığı kendilerine sürekli hatırlatılmalıdır. Geri dörtlüye gelecek olursak Meira ve Servet defansın ortasında her geçen hafta daha iyi oynayacaklardır. Ancak bu ikilinin performansında belileyici olacak unsur önlerinde oynayacak 2 hamalın oyunları olacaktır. Söylemeden geçemeyeceğim bişey varsa o da Meira'nın belkide Türkiye'ye gelmiş en ofansif defans oyuncusu olduğudur. Bunu attığı ya da atacağı gol sayısına bakarak değerlendirmeye kalkanlar çok yanılırlar. Meira'nın oyuna katkısı ancak dikkatli gözler tarafından maç boyunca top ayağındayken ve hatta değilken yaptığı olumlu işlerin gözlemlenmesiyle anlaşılabilir. Sol bek pozisyonunda Hakan Balta rakipsiz gözüküyor. Volkan'ın dün akşamki oyunu düşünülürse Hakan'ın sakatlanmaması için dua etmek bu bölge için yapılacak en mantıklı şey olur. Sağ bek mevkii ise tam bir muamma. Bu bölgede Gökhan Gönül'le birlikte önümüdeki 10 senede Türkiye'nin en iyi alternatifleri olacak 4 oyuncudan 3'ü Galatasarayda. Ancak Uğur'un sakatlığı, Sabri'nin savrukluğu ve Serkan'ın gençliği bu bölgeyi Galatasaray'ın yumuşak karnı yapıyor. Kaleci De Sanctis bu bölgede hiç sorun yaşanmayacağı konusunda sanırım herkese güven verdi bile. Galatasaray geleneği bozmayarak çok iyi yabancı kalecilere sahip olmayı sürdürüyor. Mutlaka bahsedilmesi gereken bir oyuncu da Aydın. Türkiye futbolunun umudu 2 Aydın'ından sarı kırmızılı olanı sürati ve oyun zekasıyla ben buradayım diyor. Arda, Kewell, Lincoln üçlüsünün arkasında pişeceği 1-2 senenin ardından böyle devam ederse Galatasaray'ın elinde tutmakta çok zorlanacağı bir oyuncu o. İdeal 11'in klübeden gelecek en büyük gücü. Gelecek yılların yeni futbol fenomeni. Umarım beni hayal kırıklığına uğratmaz.

Uzun lafın kısası Galatasaray'ın ideal dizilişi "bence" şöyle olmalı:


- - - - - - - - - -De Sanctis - - - - - - - - - - -


Uğur - - Servet - - Meira - - Hakan Balta


- - - - Mehmet Topal - - - Linderoth - - - -


Arda - - - - - - - Lincoln - - - - - - - Kewell


- - - - - - - - - - -Baros - - - - - - - - - - - -

Hiç yorum yok: